Tarih

Sümerler -2: Nevruz Kültürünün Kökeni Nedir?


Alper Akyüz 2 Eylül 09:27

Sümer Devleti'nin kuruluşu tam bilinmese de kendilerinden bahsettikleri ilk metin M.Ö 3000’li yıllara dayanmakta. Sümerler medeniyet tarihinin beşiğidir. Millet kavramı her ne kadar Fransız İhtilali ile ortaya çıksa da Sümer gibi bir uygarlığın geçmişiniz olması bugün bile gurur vericidir. Bu yüzden bugün hala Sümerlerin hangi milletten oldukları tartışmalıdır. Bu sorunun cevabını bize Sümerler vermiş ve yazıtlarda geldikleri yerin, Hazar Denizi'nin üst kısımları olduğunu söylemişlerdir. Bu nedendir ki Sümerler ve Türklerin ortak ataları olduğu iddia edilmiştir. Tabii Türkçe ve Sümerce arasında sondan eklemeli dil olmaları, ek yapıları, ortak kelimelerde bu iddiayı güçlendirmiştir. Ama birçok uzman bu benzerliklerin bir anlam ifade etmediğini düşünmektedir.

Sümerce çivi yazıları çamur halindeki kilin üzerine yazılır ve sonra güneşte kurutularak saklanırdı. Devlet geliştikçe bu yazışmalar fırın kullanılarak kurutulmuştur. Sümerler hemen hemen her konuda eser bırakmıştır. Bu eserler arasında çoğunluğu şiirden oluşan edebi metinler olduğu gibi borç yazışmaları, senetler, günlük aktiveler, mahkeme kayıtları dahil akıllarına gelen her şeyi yazmışlardır. Tabii bu yazıtlar çok uzun süre dış ortamda kalsa dahi bozulmadan günümüze ulaşabilen bol miktarda yazıt vardır. En meşhurları Gılgamış Destanı, Yaratılış Destanı, Tufan yazıtlarıdır.

Sümerlere ait metinlerin önemi

Sümerler, şehir devletlerden oluşmaktadır. Bu da devlet içerinde çeşitli kültürel farkların oluşmasına neden olmaktadır. Yaratılış Efsanesi'nde her şeyden önce ilk tanrı Anu’nun var olduğundan bahseder. Anu, gökleri yaratmış daha sonra göklerden yer türemiştir. Bu ikisinin birleşmesinden Anu’dan sonra baş tanrı olacak olan Enlil doğmuştur. Ama bu yazıda esasen Sümer dininin günlük hayatımızda hala devam eden alışkanlıklarından bahsetmek istiyorum.

Dumuzi, Sümer çoban tanrısıdır. İnanna ise aşk tanrıçasıdır. Dumuzi ile İnanna arasındaki aşk çok büyüktür. İnanna, bir gün Dumuzi'nin kardeşi ay tanrıçası Nanna’yı ziyarete gider. Ziyaret dönüşü Dumuzi'nin bu ayrılıktan çok üzgün olacağını düşünürken geldiğinde gördüğü manzarayla şaşırır. Dumuzi üzgün olmak bir yana eğlenmekte, dans etmektedir. İnanna çok sinirlenir ve tanrılar meclisine gider. Durumu anlatıp Dumuzi'nin cezalandırılmasını ister. Tanrılar meclisi bunu kabul eder ve Dumuzi’yi bundan sonraki tüm zamanlarını geçirmesi için yer altına yollar. Dumuzi çok üzülse de yer altına gider. Nanna bu duruma dayanamaz ve tanrılar meclisinden cezanın hafifletilmesi ister. Çünkü bu durumda Dumuzi ve İnanna asla birleşemeyecektir. Meclis bunu kabul etmez ama eğer isterse kardeşinin cezasının yarısını üstlenebileceğini söyler. Nanna kabul eder ve altı ay Dumuzi yerine yer altına inecektir. Böylece kardeşi altı ay yer yüzüne çıkabilecektir.

Bu hikâyede Dumuzi'nin yer altına inmesi, kışın gelmesini temsil etmektedir. Dumuzi'nin yer yüzüne çıkması sonrası İnanna ile evlenmesi gerekmektedir. Kutsal evlilik olarak isimlendirilen bu hadise her yıl tekrarlanmakta. 21 Mart’ta... Tandık geldi mi? Yani bizim her yıl kutladığımız Nevruz, köken olarak Sümerlerden gelmektedir. Yani baharın başlangıcı Dumuzi'nin yer altından çıkıp İnanna ile evlenmesidir. Bugün hala kutsal düğüne şahitlik ediyor ve kutluyoruz. Bu hadise birçok başka kültüre sirayet etmiş ve Asurlar, Babiller, Hititler, Persler dahil birçok kavimce kutlanmıştır. Altı ay sonra Dumuzi cezası gereği yer altına iner ve kış geri gelir. Bu kutsal düğün sonrası bahar gelir, sular artar, filizler biter. Yani hayat canlanır. Dumuzi'nin ayrılışından sonra kuraklık gelir; hayat sona erer.

Tanrılar hep isim değiştirmiş

Sümerler yıkıldıktan hemen sonra evvela Asurlar; daha sonra Babil krallıkları kurulmuştur. Bunların dinleri Sümer dininden alınmış metinlerden oluşmaktadır. Hatta o kadar ki Asurlar metinleri kendi dilleri olan Asurca yerine Sümerce okumuştur. Babillerse aynı metinleri kendi dillerine çevirip mabetlerinde okumuştur. Babiller Asma Bahçeler'in inşası sırasında maliyetlerin yüksekliğini karşılayabilmek için birçok kez paralarında tağşiş yapmış ve bu, halkı kızdırmıştır. Halkın tepkisi artarak isyana dönüşmüş ve Babiller kendi elleriyle yaptıkları -bugün hala antik dünyanın harikaları listesinde en tepede olan- Babil’in Asma Bahçeleri'ni iç isyanlar sırasında yakıp yıkmıştır.

Babil krallığı bunun üzerine yıkılmış daha sonra ikinci kez tekrardan kurulmuştur. İkinci Babil krallığının en meşhur kralı Nebukadnezar döneminde Yahudiler ile savaşılmıştır. Nebukadnezar Yahudileri Babil’e sürgüne yollamıştır. Bu sürgün sırasında Sümer dininin mirasıyla karşılaşan Yahudiler, Sümer dininden çok etkilenmiştir. Geçen yazıda bahsettiğimiz Tufan hikayesi, Yaratılış gibi metinlerin bu sürgün yıllarında Yahudilere geçtiği düşünülmektedir.

Keza Antik Yunan da Sümer dininden çokça etkilenmiştir. Sümer dininde aşk tanrıçası İnanna önce Asurlarda İştar olarak isim değiştirmiş, Antik Yunanda Afrodit, Roma’da ise Venüs olarak adlandırılmıştır. Bu bize kültürlerin birbirinden ne kadar çok etkilendiğini anlatan güzel bir örnektir. Çünkü aynı tanrı, köken olarak 5000 yıl aynı özellikleri gösterip sadece isim değiştirerek var olmaya devam etmiştir.

Eski dönemle ilgili düşündüğümüze kültürlerin çok keskin bir şekilde birbirinden ayrıldığını zannedersek yanılırız. Çünkü sanılan aksine geçmiş kültürler birbiriyle gelişirken birbirinden fazlaca alışveriş yapmıştır. Kimi zaman göç kimi zaman ticaret gibi faaliyetlerle etkileşim içinde kalmıştır. Aslında sandığımızdan çok geçmişten gelen ortak yanımız var. Bütün bu efsanelerde geçen ortak yanı ise belli. İnsan!..

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum