Tarih

Tarihi Gerçeklere Göre Kont Dracula Kimdir?


Ahmet Esad Çağlar 24 Ocak 17:00

Dracula; Transilvanya bölgesinde yaşayan, bozuk Macar aksanıyla konuşan, geceleri kurbanlarını avlayıp kanlarıyla beslenen bir vampirdir.

Dünya sinema tarihinin en ikonik karakterlerinden biri olan Kont Dracula ile ilgili hepimiz mutlaka bir film izlemişizdir. Kont Dracula karakteri dünyaca ünlü yazar Bram Stoker tarafından 1897 yılında yazılan Dracula eserinde hayat bulmuştur. Sonrasında dünya sinemasında pek çok defa beyaz perdeye de yansımıştır. Peki Bram Stoker'a Dracula karakterini yaratma aşamasında ilham kaynağı olan gerçek Dracula kimdir?

Aslında Stoker, Dracula hikayesinin Avusturya'da geçmesini planlıyordu. O dönem okuduğu Emily Gerard'a ait bir gezi kitabından çok etkilenmişti. Ormanın Ötesindeki Topraklar isimli bu kitabı okuduktan sonra hikayenin Transilvanya'da geçmesine karar verdi. Stoker, ünlü romanını yazmaya başlamadan önce araştırma yapmak için bir süre Transilvanya'da yaşadı. Yöre halkından aldığı bilgiler sayesinde Dracula karakteri kafasında netleşmeye başlıyordu. Ünlü yazar Transilvanya'da kaldığı günlerde tarihte o bölgede hüküm sürmüş 3. Vlad Dracula'yı da yakından tanımıştı.

3. Vlad Dracula

Tarihte birçok hükümdar vardır ki güç tutkusu sebebiyle zalimlikler yapmışlardır. Kendisine saray yapacak alan yaratmak için Roma'yı yakan Neron, Deliliği ile ünlü Caligula ve daha birçokları... Kendi milletleri bile bu Despotlar hakkında bu gün pek de iyi şeyler düşünmezler. Ancak Vlad Dracula'yı benzerlerinden ayıran yaşattığı vahşete rağmen günümüzde Rumen Halkı tarafından saygıyla anılmasıdır.

Dracula kelime anlamı olarak Ejderin oğlu anlamına gelmektedir. Babası 2. Vlad, 1431 yılında Avrupa'daki bazı soyluların katıldığı Ejderha Tarikatına katılıp Vlad Dracul (Ejderha) unvanını aldı. Ejderha tarikatı Avrupa topraklarını Osmanlı'ya karşı savunmak için oluşturulan bir birlikti. Bu sebeple 3. Vlad büyüdükten sonra da Vlad Dracula -yani Ejderin oğlu- unvanını hak etmiştir. Osmanlı kaynaklarında Dracula'dan Kazıklı Voyvoda olarak da bahsediliyor.

Vlad Dracula'nın Osmanlı ile tanışması

13. yy ortalarından itibaren yükselişi hızlanan Osmanlı İmparatorluğu, Balkanlar bölgesi üzerinde hakimiyet sağlamıştı. O dönemlerde Vlad Draculanın dedesi 1. Mircea baskıya dayanamayıp Osmanlıya vergi ödemeyi kabul etmişti. Osmanlı ile Eflak arasındaki bu antlaşma 2. Vlad döneminde de devam ediyordu.

2. Vlad, 1431 yılında Ejder Tarikatına katıldığını dönemin Osmanlı Sultanı 2. Murat'tan gizlemişti. Ancak Murat'ın bunu öğrenmesi çok uzun sürmedi. Sultan 2. Murat, bunun üzerine Eflak üzerindeki baskıyı arttırdı. Avrupa ve Hristiyan aleminin Haçlı yapılanması henüz tamamlanmadığı için 2. Vlad karşı koyacak gücü arkasında hissedemedi. Eflak'ı tamamen kaybetme korkusu ile 2. Murat'ın tüm şartlarını kabul etmek zorunda kaldı.

Ağırlaştırılmış vergiler, olası savaş durumlarında Osmanlı hizmetine verilecek askerler gibi birçok şart 2. Vlad tarafından kabul edildi. Ancak en ağırı da iki oğlunu Osmanlı himayesine devşirme olarak vermesi olacaktı. 3. Vlad ve küçük kardeşi Yakışıklı Radu...

Devşirme uygulaması o dönemlerde Osmanlı'nın kendisini güvence altına almak için yaptığı bir uygulamaydı. Vergiye bağlanan bölgelerden soylu çocuklar Osmanlı ''himayesine'' alınırdı. Böylece olası bir isyan ihtimali en baştan ortadan kaldırılırdı. Devşirme olarak alınan bu çocuklar genelde 4-5 yaşlarında oluyorlardı ama Vlad Dracula çok daha büyüktü. Bu sebeple olan biten her şeyin farkında olan Vlad kendisini Osmanlının elinde tutsak olarak görüyordu. Vlad Dracula ilk zamanlar asi davranışlar sergilese de bir süre sonra düzene ayak uydurmak zorunda kaldı. Belki de ayak uyduruyormuş gibi görünüyor

Avrupa kaynakları ile Osmanlı kaynaklarının ayrıldığı nokta

Osmanlı kaynaklarına göre Vlad ve kardeşi Radu kısa bir süre Tokat Kalesinde misafir edildikten sonra Osmanlı sarayına getirilmişlerdir. Osmanlı Devleti hakim olduğu topraklara uzaktan bir vali atamayı pek tercih etmiyordu. Genellikle o topraklarda doğmuş saygın ve kendilerine ihanet etmeyecek kişileri vali olarak atıyordu. İşte bu yüzden devşirme alınan soylu çocukları Osmanlı Şehzadeleri ile birlikte Enderun adı verilen kurumda eğitiyordu. Buradaki amaç Osmanlıya bağlı, Osmanlı geleneklerine göre eğitilen çocukları zamanı gelince önemli görevlere getirmekti. Nitekim tarihte birçok devşirmenin Osmanlıda Sadrazam, Kaptan'ı Derya gibi çok önemli görevlere atandığını görüyoruz.

Bazı Avrupa kayıtlarına göre ise bu süreç çok karanlık ve sapkın bir süreçtir. Bu iddialara göre dönemin Osmanlısında oğlancılık sarayın içine kadar girmiştir. Avrupa'nın çeşitli bölgelerinden saraya alınan erkek çocuklar sistematik olarak tecavüze uğruyordu. İşte Vlad'ın da Osmanlıya duyduğu nefret ve on binlerce Osmanlıyı kazığa geçirmesinin asıl sebebi bu travmadır. Tokat Kalesinde olduğu dönemde Vlad'ın tecavüze uğradığı ve zaten bozuk olan psikolojisinin tamir edilemez bir hal aldığı iddia ediliyor.

Osmanlı Kaynakları bunu reddetse de bazı Avrupalı tarihçiler bu konuda ki iddialarını halen ortaya koyuyorlar. O dönemde Vlad'ın başına gelenler tam olarak ispatlanmış kesin tarihi kayıtlarda yer almıyor.

İki iyi arkadaş

Vlad ve Kardeşi Radu Osmanlı sarayında Sultan 2. Murat'ın çocuklarıyla beraber eğitiliyor ve beraber büyüyorlardı. İşte 2. Mehmet (Fatih Sultan Mehmet) ile Vlad Dracula'nın arkadaşlığı böyle başladı. İki akran aynı eğitimi alıyor, aynı disiplinle büyüyor ve beraber çok vakit geçiriyordu. Bir süre sonra aralarında bir arkadaşlık oluştu. Birbirleri ile dertleşiyor ve hayallerini birbirlerine anlatıyorlardı. Zaman geçtikçe iki arkadaş büyüyor ve aralarındaki arkadaşlık güçlü bir dostluğa dönüşüyordu.

Çok iyi eğitim alan Vlad zor da olsa asi yönünü gizliyordu. Zaten küçüklüğünden beri savaşçı bir ruha sahip olan genç Eflak Prensi aldığı eğitimle kendisini geliştirmişti. Osmanlının gözüne girmeyi başaran Vlad'a geleceğin Eflak Hükümdarı gözüyle bakılıyordu. Sonradan anlaşılacağı üzere Vlad Dracula'nın kafasındaki plan farklıydı.

1456 yılında Eflak tahtına geçtikten bir süre sonra Vlad Dracula'nın asıl kişiliği ortaya çıktı. İki dost, artık düşman olmuştu.

Fatih Sultan Mehmet İle Vlad Dracula arasında yaşananlar

Vlad yönetime geldiğinde ilk zamanlar Osmanlı ile ilişkileri iyi yönetiyordu. Vergiyi düzenli ödüyor ve Osmanlı'nın yanında yer alıyordu. Hatta Vlad göreve geldikten beş yıl sonra kan kardeşi 2. Mehmet İstanbul'u fethettiğinde onu şahsen tebrik de etmiştir.

İstanbul'un fethi ile beraber Doğu Roma İmparatorluğu tarih sayfalarından silinmiştir ve Hristiyan alemi bir çözüm arayışına girmiştir. İşte bu süreçte yeni bir lider arayışına giren Hristiyan alemi Vlad'ı Haçlı ordularını yönetecek komutan olarak düşünmüştür.

Hristiyan aleminin ve Haçlı ordusunun gücünü arkasına alan Vlad artık Osmanlıdan korkmuyordu. Yıllardır içinde tuttuğu Osmanlı düşmanlığını artık dışa vurma zamanı gelmişti. Önce kalesinde bir yemek daveti düzenledi ve Osmanlı ile ticaret yapan zengin tüccarların hepsini davet etti. O gece yemeğin sonunda tüm davetliler Vlad Dracula'nın emriyle katledildi.

Artık Vlad Osmanlı sarayı ile iletişimini tamamen koparmıştı, uzun süredir vergi de göndermiyordu. Fatih Sultan Mehmet eski dostunun neden bu şekilde davranmaya başladığına anlam verememişti. Mehmet'in iletişim kurma çabaları Vlad tarafından karşılık bulmuyordu.

İpleri tamamen koparan olay

Mehmet yine de Vlad'a son bir şans vermek istedi. Onu İstanbul'a çağırıp görüşmek istiyordu. Bu sebeple üç tane elçi gönderdi. Elçiler Vlad'ın karşısına gelmişti gelmesine ama hiç hoş karşılanmamışlardı. Vlad Osmanlı geleneklerine hakimdi. Elçilerin Sultanın sözünü ilettiğini iyi biliyordu. Onlara yapılacak her türlü kötü davranışın direkt Sultan'a yapılmış kabul edileceğinin farkındaydı.

Bir bahane üretip Sultan Mehmet'e unutamayacağı bir mesaj göndermek istemişti. Elçilere sarıklarını çıkarmalarını emretti. Avrupa kültüründe böyle bir ortama girildiğinde saygı icabı şapka çıkarılmalıdır. Ancak Osmanlı geleneklerinde bu durumun tam tersi şapka çıkarmak karşı tarafa verilen bir taviz gibi görünür. Nihayetinde Vlad kendi elleri ile elçilerin sarıklarını kafalarına çiviledi. Bu olay üzerine Fatih Sultan Mehmet derhal Eflak'ı kuşatmak için hazırlıklara başladı.

Vlad Dracula'nın yaşattığı vahşet

Bu noktadan sonra iki taraf için de artık dönüş yoktu. Vlad Dracula bölgede yakaladığı her Osmanlıyı çeşitli işkencelerden geçiriyor ve büyük acılar yaşatıyordu. Bu işkencelerin içinde en çok uygulanan yöntem ise kazığa oturtmaydı.

Kazığa oturtma uygulaması kurbanın yüz üstü yatırılıp arkasından ucu sivri bir kazık geçirilmesi şeklinde tanımlanır. Ancak kazık o kadar itinalı bir şekilde geçirilir ki hiçbir hayati organ zarar görmezdi. Böylece kurban bir anda ölmez ve işkencenin süresi ve verdiği acı uzardı. Bu yöntemle öldürülen Osmanlıların sayıları on binleri aştı. Vlad Drakula bu cesetleri kalesinin etrafına ve Osmanlı ordusunun yolu üzerine kazıkları ile birlikte dikiyordu. Öyle ki bir süre sonra cesetlerden oluşan bir orman meydana gelmişti. Bu sebeple Osmanlı tarihinde Vlad'dan Kazılklı Voyvoda diye de bahsedilir.

Gören herkesi dehşete düşüren bu görüntü ve Vlad Dracula hakkında bölgede yayılan söylentiler günümüze kadar ulaşmıştır. Onlarca romana, diziye ve filme konu olan bu olaylar zinciri bu günlerde Rise of Empires Ottoman 2. sezon Mehmet vs Vlad'da da işlenmiştir

Hala tartışılan bir soru da şudur. Acaba Vlad artık kontrolden çıkmış bir psikopat mıydı? Yoksa Vlad Dracula'nın saçtığı dehşet, yürüttüğü psikolojik savaşın bir parçası mıydı?

Fatih Sultan Mehmet'in Balkan seferi

Fatih Sultan Mehmet kuşatma için hazırlıklarını tamamlamıştı. 1462 yılında emrindeki büyük orduyla harekete geçti. Tek hedefi Vlad Dracula'yı yok etmekti. Vlad ise Osmanlıda aldığı askeri eğitim sayesinde nasıl karşılık vereceğini iyi biliyordu. Osmanlı ordularını üç kez püskürten Vlad çok büyük kayıplara sebep olmuştu. Mehmet büyük bir kararlılıkla hamlelerine devam etti. 250 bin kişilik dev ordusunun tüm gücü ile dördüncü kez Eflak'a saldırdı ve bu kez başkente kadar ilerledi. Gerçek anlamda taş taş üstünde, baş baş üstünde bırakmadılar. Sonunda Osmanlı ordusu Eflak'ın derinliklerine kadar ulaştı.

Vlad bu yolda onlara unutamayacakları bir manzara hazırlamıştı. Gören herkesi psikolojik olarak derinden etkileyen bu manzara sayesinde Osmanlı ordusunun psikolojisi alt üst olmuştu.

Her şeye rağmen Osmanlı nihai hedefi olan Vlad'ı kalesinde kıskaca aldı. Kuşatma aylardır devam ediyordu. Mehmet Vlad'ı aşağılıyor ve çaresiz bırakıyordu. Vlad ise tarihte görülmemiş bir direniş gösteriyor, kaleyi teslim etmiyordu. Ancak Vlad Dracula'nın çok sevdiği eşi Justina Szilagyi daha fazla dayanamadı ve kendini öldürdü.

Hem Osmanlı hem de Eflak çok ağır kayıplar vermişti. Mehmet gibi kararlı bir hükümdar bile gördüklerinden sonra bu kuşatmanın Osmanlı lehine sonuçlanmayacağını anlamıştı. Dahası İstanbul'u da daha fazla savunmasız bırakmak istemiyordu. Bir grup askeri ile beraber kuşatmayı terk etti ve İstanbul'a döndü.

Kalan Osmanlı askerleri kuşatmayı bir süre daha devam ettirdi ama savunmaları biraz gevşemişti. Bunu fırsat bilen Vlad Dracula bir grup askeri ilke kuşatmayı yarıp Macaristan'a kaçtı. Böylelikle Vlad Dracula'nın Eflak üzerindeki hükmü son bulmuştu. Yerine o güne kadar Osmanlıya sadık kalan Yakışıklı Radu atandı.

Osmanlıya karşı yapılan bu güçlü direniş ve psikolojik yıpratma sayesinde Avrupa uzun süre rahat etmiştir. Kim bilir; bunlar yaşanmasaydı belki de Osmanlı Balkanlardan sonra Avrupa'nın derinlerine kadar inebilecekti.

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum