Kitap & Edebiyat Sinema & TV

The Boys: Süper Kahramanlara Eleştirel Bakış


Onur Ömer Düzgün 18 Eylül 09:34
Karavan ile farklı bir süper kahraman dizisi olan Jupiter Legacy'i daha önce ziyaret etmiştik. "Acaba Jupiter Legacy'den daha kült bir süper kahraman dizisi olabilir mi?" diye sormuştum dizi bitince kendime. Sorumun cevabını The Boys izleyerek aldım. Toplaşın yamacıma garip ama bir o kadar da trajik bir diziye gidiyoruz. Dayak yediğini görmekten bıktığım The Flash'ı, çapraz bölümleri ile ekranda kalmaya çalışan Arrow'u, "âma" avukatımız Daredevil'i, Supergirl'ü veya aklınıza gelen hangi süper kahraman dizisini izleyince insan bir süre sonra, bu tarz dizilere biraz ara vermek istiyor. Süper kahramanlı dizi görünce "Yine süper kahraman yalnızlığı, yine bunalım" tarzında benzer dramlar içeriyor. Her sezon finalinde "etkisiz hale getirilen veya mutasyona uğrayan kötü karakterler" gibi benzer konular istemeseniz de oluyor. Buna bir de bu süper kahramanların, bulundukları bölgeyi koruyunca dünyayı koruması gibi "Amerika düşerse dünya düşer" alt mesajı eklenince insan süper kahraman dizilerine ön yargılı yaklaşıyor. Belirttiğim gibi son izlediğim süper kahraman dizisi, Jupiter Legacy olmuştu. Bu yüzden The Boys dizisini görünce tereddüt ettim. Ancak IMDB puanı 8.7 olunca "Acaba bu puanı nasıl aldı?" düşüncesiyle izlemeye başladım. The Boys da diğer süper kahraman serileri gibi, bir çizgi romandan uyarlama. Aksini düşünemeyiz zaten; değil mi?
The Boys

Daha önceki süper kahramanları unutun

The Boys'a konu olarak bakarsak "şöhret düşkünü ve insanlara yarardan çok zarar vermeye başlayan süper kahramanların, gerçek yüzünü halka göstermek isteyen bir sivil grubun mücadelesini" konu alıyor. Muhtemelen "Nasıl yani?" diyorsunuz. DC ve Marvel evrenindeki süper kahramanları düşünelim. Hatta buna, Jupiter Legacy'i de katabilirsiniz. Çünkü orada da erdemlerden bahsetmiştik. Bu erdemleri kısaca "asla öldürmeme, insanlara yardım etme, kendini feda etme" diye sıralayabiliriz. Sonuçta kahraman denilince akla, insanın erişebileceği en üst nokta gelir. Hem güç hem ahlaki bakımdan... The Boys da ise durum biraz karışık. Buradaki kahramanlarımız bir şirkete bağlı. Bu şirket, kahramanlarımızın yaptığı tüm iyiliği anında hayranları ile buluşturuyor. Bunu yaparken de allayıp pulluyor. Kahramanların lisanslı ürünlerini satıyor. Lazanyadan enerji içeceğine kadar, aklınıza ne gelirse pazarlıyor. Durum böyle olunca kahramanlar da, ekrana oynuyor. Daha popüler olmanın yollarını arıyor. Halk arasında popülerliğinin durumunu, anlık takip ediyor. Daha önceki kahraman filmlerinde, kahramanlarımızın kötü alışkanlıklarını neredeyse görmedik. Hepsi sütten çıkmış ak kaşıktı. Ne zararlı madde alışkanlığı olan vardı ne de karşı cinsle sorunlar yaşayan vardı. The Boys'ta bunlara da şahit oluyoruz. Eski ama güzel bir şarkı var: "If the god was one of us" -yani "Ya tanrı içimizden biri olsaydı?"- The Boys dizisinde ise bu şarkıya benzer bir soru var: "Süper kahramanlar bizim gibi olsaydı ne olurdu?" İşte bu sorunun cevabını iki sezonda fazlasıyla alıyoruz.

Sürpriz bozanın sürprizi bozmadığı dizi

The Vought isimli bir şirket, çocuklar üzerinde deney yapar. V serumu denilen bir sıvı ile yapılan bu deney sonrası bazı çocuklar, özel yetenekler kazanır. Bu yetenekler genelde Marvel ve DC evrenindeki süper kahramanların yeteneklerine benzemekte. -Kısaca o evrenlerdeki kahramanların muadillerini görmekteyiz. Mesela görünüşü Kaptan Amerika güçleri ise Superman olan Homelander, doğruluk kementi eksik kalmış Queen Maeve, Aquaman'in halasının teyze çocuğu Deep ve ne Flash'ın ne Quicksilver yanına yaklaşabilen, olası bir yarışta ikisinden de tur yiyecek olan A-Train... Şirket kahramanlardan "Seven" adı verilen bir takım kurar ve popülerliği azalan kahraman yerine anında takviye yapar. Seven, her zamanki gibi Amerika'yı düşmanlardan korur. Tabii böylece dünyayı da korumuş olurlar. Ekranda izleyenlerin gördüğü budur. Ama bilmedikleri şeyler vardır. Mesela kimse, verilen sivil zayiatları sorgulamaz veya onların kahraman kalabilmesi için yaptıkları ve yapmadıkları şeyler gün yüzüne çıkmaz. Düşman olmasa bile Amerika'nın çok iyi bildiği ve yaptığı "kendi düşmanını kendin yarat" -yani "Sahte Bayrak Operasyonu"- yaptığını da bilmezler. Kısaca dizimiz "Siz hep karamanların güzel tarafını görüyorsunuz; aslında işin bir de bu yüzü var" derken alt metinlerde "Ne süper kahraman dizisi? Resmen Amerika'nın oyunlarını hicvederek bize sunuyor" dedirtiyor. Bir düzen ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Diziyi izlediğiniz zaman, IMDB puanının süper kahramanlığına verilmediğini anlıyoruz.

The Boys gündemsel sorunlara değiniyor

Ayrıca The Boys da gündeme dair de bir çok konu işlenmiş. Mesela aile içi şiddet... Homelander'ın çocuğunu görmek için devamlı Becca'yı rahatsız etmesi... Becca kimden yardım isteyecek? Sonuçta karşısında dünyaya kafa tutan birisi var. Peki ne kadar süper kahraman olursan ol iş yerinde tacize uğrama?.. Hem de ilk günden!.. Oyuncu seçimleri de çok başarılı. Yalnız ben birisine değineceğim ki o da "John Noble." Onu seçme nedenim ise "kötü baba" rolünün üzerine yapışması. Yüzüklerin Efendisi'nde başlayıp The Fringe ve Elementary ile devam eden kötü baba imajı The Boys ile nirvana yapıyor. The Boys, süper kahramanlara bakışınızı değiştirecek bir dizi. Çok fazla olmasa da aksiyon sahneleri de var. Lakin dizi sadece Amerika eleştirisi yüzünden bile izlenebilir. Amazon Prime üzerinde iki sezonu bulunuyor. Son bir uyarı; dizi +18. Nedeni daha çok kan ve şiddet. Bence listenize ekleyin. Dizinin karavan puanı,
????
https://youtu.be/tcrNsIaQkb4
The Boys brutally criticizes superheroes and America. An American-made superhero series is very successful in this regard. The Boys is a must watch.
Bu yazıyı kargala!
0 Yorum