Sinema & TV

The Sandman Kültürü ve İncelemesi


Onur Ömer Düzgün 20 Ağustos 12:55

The Sandman Netflix'in en pahalı yapımı oldu. Ayrıca sevenlerini tatmin etmiş durumda. Bu hafta The Sandman dizisini ve Türkçe karşılığı ile Kum Adam kültürünü inceleyeceğiz.

The Sanman, Neil Gaiman tarafından yazılmış bir DC çizgi roman serisi. Aslında bu bile diziyi izlemek için başlı başına bir neden. Daha önce Neil Geiman'ın American Gods ve Kıyamet Gösterisi kitaplarından uyarlanan dizilerine incelemiştik. Ben sırada Yolun Sonundaki Okyanus kitabının dizi olmasını bekliyordum. The Sandman'i görünce hem sevindim hem şaşırdım.

Öncelikle Sandman kültüründen bahsedelim. Bildiğimiz gibi Neil Gaiman, mitolojiyi günlük yaşantımız ile harmanlıyor. Sandman'a baktığımız zaman ilk izleri Avrupa Mitolojileri'nde görüyoruz. Başlarda çocukların tatlı bir şekilde uykuya dalmasını sağlayan bir karakter olarak izliyoruz. Daha sonraları uslu duran çocuklara rüyalar gördürürken yaramaz çocukları rüyasız bırakıyor. Hatta kimisine kabus gördürüyor. İnsanları uyutmak için ise onlara kum üflüyor. Bu yüzden kendine Kum Adam -yani Sandman- deniliyor. Rivayet o ki insanların gözlerinde oluşan çapaklara Sandman'in üflediği kumlar neden oluyor. Bu yüzden bir çok şarkıya da ilham olmuş. Benim favorim özellikle girişine hayran kaldığım Metallica şarkısı.

The Sandman'in konusu

The Sandman dizisinin konusuna gelecek olursak 7 ölümsüz ebedi kardeş var. Bunlar destiny (kader), death (ölüm), dream (düş), destruction (yıkım), desire (ihtiras), despair (umutsuzluk), delirium (hezeyan)... Neil Gaiman hepsinin "d" ile başlamasını istemiş. Bu kardeşler çok güçlü ama yenilemez değil. Nitekim diziye Düş'ün esir alınması ile başlıyoruz. Okultist bir tarikat gizli bir büyü ile Düş'ü -yani Sandman'i- hapsediyor. Düş'ün hapsolmasıyla birlikte dünya üzerinde uyuyanların çoğu uyanamıyor. Uyuyanlar rüya göremiyor. Düş'ün kurtulup kendi dünyasına geri dönmesini ve eski gücüne sahip olmasına şahit oluyoruz.

Çünkü yakalandığı zaman kendisine güç veren yakut kolyesini, kumunu ve maskesini kaybediyor. Düş ortada olmadığı için düşler diyarı bozulmaya başlamış. Orayı eski heybetli haline getirmeye çalışıyor. Bir taraftan da düşler diyarından dünyaya gidip dönmeyenleri arıyor. Bunu yaparken de bir anomali olduğunu fark ediyor ve bu sefer o anomalinin peşine düşüyor. Finalde ise yeni sezonda ne olacağına dair ipucu elde ediyoruz. Lucifer, Azazel ile birlik olup Düş'e savaş ilan ediyor.

The Sanman çekim aşamasından önce Neil Gaiman "Sıradan, basit bir şey olacaksa hiç olmasın." demiş. Warner Bros ve Netflix'de bunun üzerine projeden asla kesinti yapmamış. Diziyi izlerken bunu sinematografiden, müzik seçimlerinden, kurulan hayali dünyadan hissedebiliyorsunuz. The Sandman gösterime girmeden Neil Gaiman "Dizi sizi kamyon gibi çarpacak." demiş. Sandman hayranlarını haklı bir beklenti içerisine sokmuş.

Başarılı oyuncu seçimleri

Dizinin oyuncuları da özenle seçilmiş. Ana rol yani The Sandman rolü dizinin çizgi roman hayranı olan Tom Sturridge verilmiş. Tom Sturridge bu rolü güzel oynayamamak endişesi ile başta reddetmiş. Çizgi roman severlerin dizide en merakla beklediği ve en sevdiği karakter ise The Corinthian. Boyd Holbrook The Corinthian'ı sanki çizgi romandaki karakter canlanmışcasına oynamış. Çünkü Korintli'nin gözlerinin yerinde ağız bulunuyor. Bu yüzden canlandırması zor bir karakter.

The Sandman

The Sandman izlerken karşımıza tanıdık karakterler de çıkıyor. Bunlardan birisi Lucifer. Lucifer'ı Gwendoline Christie canlandırıyor. Game of Thrones'daki Brienne yani. İnsan Lucifer'ı görünce "Keşke Tom Ellis oynasaydı." diyor. Başka bir örnek Constantine karakteri... Onu da Jenna Coleman oynuyor. "Constantine karakterini de Matt Ryan veya Keanu Reeves oynasa." diyoruz ama bunların hepsi istek tabii. Yeniliklere açık olmak gerekiyor.

Beni en şaşırtan karakter İhtiras'ı oynayan Mason Alexander Park oldu. Bazı roller vardır oyuncunun üzerine yapışır. Bence bu rol onun üzerine yapışacak. Gülüşü bana Alice Harikalar Diyarı'ndaki kedinin gülüşünü hatırlattı. İkinci sezon kendisini daha fazla göreceğiz gibi.

The Sandman fantastik bir dizi olduğu için ilk dört bölümde bazı sahnelere anlık geri dönüşler yapılmış. Bu da kavramların oturmasını kolaylaştırmış. Ayrıca dizide Shakespeare'den Kirke'ye kadar bir çok gönderme var. Ben Gelibolu kısmına takıldım. Okultist lider büyük oğlunu Gelibolu'da kaybetmiş. Oğlunun acaba o savaşta ne işi vardı? Gönderirsen kaybolur tabii.

Çizgi roman severlerin eleştirdiği bir yer var ki o da, "Ölüm ve Düş'ün ilişkisinin yarım bölüm ile anlatılamayacağı". Çünkü çizgi romanda Ölüm ve Düş'ün sohbetleri hep uzun olur. Bence Neil Gaiman'ın tasvir etmeye çalıştığı ölüm kavramı güzel işlenmiş. Ölüm'ün korkutucu imajının yerine insanlara rehber olan, onlara arkadaşça yaklaşan bir karakter görüyoruz.

The Sandman hayran kitlesini genişleterek sezon finali yaptı. Tek dileğimiz yeni sezon için çok beklememek.

Dizinin karavan puanı,

?????
https://youtu.be/83ClbRPRDXU
Bu yazıyı kargala!
0 Yorum