Gezi & Seyahat Kitap & Edebiyat

YERALTINDAN NOTLAR - DOSTOYEVSKİ VE SANDIK İÇİ


Herkesin karanlık bir tarafı vardır. Her zaman açamadığı bir sandığı… Belki biraz açsa ayıplanacağı, hatta dışlanacağı bir sandık. Kimileri onu sıkı sıkı kilitler ki bazen bir depresyon, bir panik atak nöbeti olarak karşısına çıkar. Kimileri hiç farkında bile değildir; dümdüz, belki biraz da acınası, yaşayıp gider. Kimileri ise, dile getirmese de kendi yeraltında bazen kaçarak, bazen de doyasıya yaşar o karanlığı. Fyodor Dostoyevski, okuduğumuz tarafıyla dibine kadar yaşayanlardan. İyi ki farkına varmış, iyi ki yaşamış ve iyi ki Yeraltından Notlar adlı kitabında bizimle paylaşmış.

Dostoyevski Baba ile kendi yeraltınızda, biraz acı, biraz keyif veren uzun bir yolculuğa çıkmaya hazır mısınız?

Hasta biriyim ben… Huysuz adamın tekiyim. Çirkinim.

Dostoyevski
YERALTINDAN NOTLAR

Can Yayınları tarafından 2012 yılında 2. Baskısı yayımlanan Yeraltından Notlar kitabını, son birkaç yılda üç defa okudum. İlkinde kendi yeraltımı keşfetmek üzere tek başıma, ikincisinde kendi karanlık tarafımı konuşmak ve bir başkasınınkini dinlemek üzere yakın bir arkadaşımla. Bu hafta ise üzerine biraz yazabilmek adına yine kendi başıma.

Gerçek bir içe dönüş

Bazı kitaplar, farklı yaşlarda birden fazla kez okunmayı hak eder. Dostoyevski’nin ayrı ayrı her kitabı bunu hak etse de, Yeraltından Notlar gerçek bir içe dönüş için kesinlikle öyle. Üstelik her okuyuşunuzda farklı bir heyecan duyup, yeni bir bakış açısı kazanırsınız. Daha derin bir acı çekip, daha çok yükselirsiniz. Okuma yolculuğunuza, bir daha ne zaman bu karanlığı yaşamak isteyeceğinizi düşünerek, bir süreliğine son verirsiniz. ‘An’dasınız. Tadını çıkarın.

Peki ama Yüce Tanrım, herhangi bir nedenle bütün yasalardan, ‘iki kere iki dört eder’lerden hazzetmiyorsam, bana ne doğanın yasalarından, aritmetikten, ‘iki kere iki dört’lerden? Elbette, delmeye gücüm yoksa, böyle bir duvarı alnımla yıkmaya kalkışmayacağım ama barışmayacağım da onunla, sırf karşımda bir taş duvar olduğu ve onu yıkmaya gücüm yetmediği için de barışmayacağım onunla.

Dostoyevski

Bu sessiz direniş beni içine öyle bir aldı ki, önce nelere karşı direnişte olduğumu düşündüm. Sonra direnen kendimi gözümün önüne getirdim; sessiz mi, gürültülü mü? Fark ettim ki, yaş ilerledikçe direnişimin sesi kısılıyor. Ses çıkarmıyorum, genellikle üşeniyorum çünkü, ama barışmıyorum da... Olgunlaşmak, biraz da sessizleşerek olmuyor mu sizce de?

Çıkar üzerine

Yeraltından Notlar eserinde ‘Çıkar’ı sorguluyor uzun uzun Dostoyevski. Çıkarları belirleyenler kimler? İyi veya kötüye kim karar veriyor? ‘Ya bir insanın çıkarı, kimi zaman kendi için kötü olanı istemesindeyse? Bir insanın çıkarının nerede olduğunu açıklamak sorumluluğunu üzerine alabilir misiniz siz?’ Birazcık üstten bakarak sorduğu bu had bildiren sorular çok çarpıcı. Siz düşündünüz mü daha önce, hayatımızı üzerine kurduğumuz doğrular kimin doğruları? Hatta kimin algoritmaları belirliyor seçimlerimizi. Bize ters geliyorsa, neden kendimizi birilerine anlatmak zorundayız? 

1864 yılından beri değişen pek bir şey yok gibi görünüyor. Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar kitabında farklı kelimelerle defalarca söylediği gibi, insan için gerekli olan (neye mal olacaksa olsun) özgür iradesidir. Peki ya bu cesareti gösterebilen kaç kişi var aramızda?

Etrafınızda ‘tuhaf’ ya da ‘değişik’ diye tanımladığınız insanlar varsa, onlara daha derinden bakın. Sizin doğrularınıza uymuyor diye size ‘değişik’ geliyor olabilir. Belki de tek çabası, kendi çıkarına ters olan tarafı bile bile seçip, sadece özgür iradesini ortaya koymaktır. Olağan bir insan olmaması, onu sizin gözünüzde ‘değişik’ yapıyor olabilir. Belki de Dostoyevski’nin dediği gibi, olağan insan aptal insandır, ya da olağan insan, aptal olmak zorundadır. Belki Dostoyevski, çevresindeki herkesten daha akıllı olduğu için suçludur. 

Yeraltı

İki bölümden oluşan Yeraltından Notlar kitabının ilk kısmında Dostoyevski, ‘Yeraltı’ diye tanımladığı ruh halinden bahsediyor. İşte gerçek sandık içi orası. Ancak ikinci kısımda ise, başından geçen bir olayı detaylarıyla anlatıyor. İlk kısımda anlattığı ruh halini, ikinci kısımda örneklendirmiş gibi. Bana sorarsanız ‘Yeraltı’ kesinlikle daha keyifli.

Sandık İçi

2000’li yılların başında her hafta heyecanla beklediğim Penguen Dergisi’nde, Ersin Karabulut tarafından çizilen Sandık İçi diye bir bölüm vardı. Her hafta bize kendi iç dünyasını gündelik bir olayla karikatürize eder; bunu yaparken, sanki bize karanlık tarafını açardı. Hatta okurken ‘Bunu hisseden sadece ben değilmişim.’ diye rahatlamayan bizden değildi. Yeraltından Notlar okurken bir tarafım, kitabın Ersin Karabulut tarafından karikatürize edilmesini istedi. Akademisyenlik yaptığı bu günlerde belki bize bir güzellik yapmak ister, kim bilir?

Eagles Coffee Maidan

Yeni bir Dostoyevski kitabına başlama planı yaptığım, Ersin Karabulut’lu lise günlerime geri döndüğüm, belki biraz da yaşlandığımı hissettiğim ve karanlık tarafımla yeniden yüzleştiğim bu haftayı, Eagles Coffee Maidan’da sonlandırdım. Kalabalık olmadığı için özellikle sabah saatlerinde gitmeyi tercih ettim. V60 ile demledikleri lezzetli kahvelerinden yudumlarken, Yeraltından Notları bitirdim. 

İçinde bulunduğum ruh halimi tam anlamıyla yaşamak üzere son noktayı koymam gerekiyor. Bu yüzden izninizle, ben terapiye gidiyorum. Üstelik sizi kendi karanlık tarafınızla baş başa bırakarak…

Bu yazıyı kargala!
0 Yorum